Bir yaz günü...
Çamlıca Köyü gençlerimiz ile tarih, kültür ve doğa gezisi için yollardayız.
Gölyazı, Son yılların gözdesi, Bursa'nın Ulubat Gölü'nün göz bebeği. 2500 yıl öncesinin ise Apollion Krallığının bir liman kenti. Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı köyüdür aslında. Kolay bir şekilde gidebileceğiniz bu yerde harika zamanlar geçirebilirsiniz. Uluabat Gölü' nde eşsiz gün batımı manzarası, sıcakkanlı insanları ve el değmemiş doğasıyla Türkiye'nin en güzel yerlerindendir. Köy meydanına geldiğiniz de ise çınar ağaçlarını kahvehane, kafe, alışveriş mekanları ve cami göreceksiniz.
Tarihi Roma dönemine kadar giden bu köyü bir çok yerli, yabancı turist ziyaret etmektedir. Gölyazı Köyü aynı zamanda burada kurulmuş Apollon Krallığınında merkezidir. Köy de her sene aksatılmadan düzenlenen bir leylek şenliğinin de yapılmaktadır. Gölyazı'nın diğer bir özelliği de birbirinden farklı pek çok kuş türünü gözlemleyebileceğiniz bir kuş cenneti olmasıdır. Bir çok dizi ve filmlerinde çekimi buranın tanıtımına katkıda bulunmuştur.
Kurtuluş Savaşı'na kadar çoğunlukla Rumların olduğu bu köy ortalama 600 hane ile Türkler'le bir arada yaşamış. Mübadelede Selanik’ten gelme Türkler yerleştirilmiş. Selanik’te göl balıkçılığı yapan Türkler burada da balıkçılık yapmayı tercih etmişler.
Özellikle Uluabat Gölü’nden çıkan özellikle turna ve yayın balığı bu bölgenin en önemli geçim kaynaklarındandır. Gölyazı Köyü balıkçılarının en büyük özelliği kadın balıkçılarının çok olmasıdır. İlk kadın balıkçılar derneği de burada kurulmuştur. Turna, sazan, yayın ve istakozun bol çıktığı gölde ziyaretçiler için gezi turları da yapılıyor.
Ağlayan Çınar
Mehmet ile Rum kızı Eleni’nin aşk hikayesi…
Efsaneye göre; Rumlarla Türklerin bir arada yaşadığı yıllarda, Gölyazı Köyü’nde, Türk olan Mehmet ile Rum kızı Eleni birbirlerine aşıktır. Leyla ile Mecnun misali. Kurtuluş Savaşı’nın ardından Yunanistan ve Türkiye arasında kabul edilen mübadele anlaşması sebebiyle Rumlar ayrılmak zorunda kalır. Rum aileler hazırlıklarını yapar ve yavaş yavaş köyü terk etmeye başlar.
Rumların köyden gittiğini gören Mehmet, kalabalığın içinde Eleni’yi aramaya başlar. Bu sırada, Eleni’nin ağabeyi Yorgi, Mehmet’in yolunu kesip artık düşman olduklarını ve sevdasından vazgeçmesi gerektiğini söyler. Aralarında çıkan tartışmada Yorgi hançerini çekerek Mehmet’e saplar. Aldığı yarayla acılar içerisinde kıvranan Mehmet, son bir gayretle Eleni’yle gizli gizli buluştuğu o çınar ağacına kadar gelir. Durumu öğrenen Eleni, doğruca Mehmet’e koşar.
Ancak, çınarın oyuğuna geldiğinde Mehmet kanlar içerisinde yatar. Mehmet'in başını kollarına alır, ağlayarak son kez bakar ve “Merak etme, az sonra kavuşacağız ve ebediyen bu çınar oyuğu yuvamız olacak. Bu çınar yaşadıkça sonsuza dek yaşayacak sevgimiz’’ der.
Belinden çözdüğü kuşağının bir ucunu çınarın dalına diğer ucunu da boynuna geçiren Elin'i orada canına kıyar. Efsane odur ki; ulu çınar bu olayın ardından, kovuğunun içinde kanlı gözyaşları dökmeye başlar.
APOLLONIA AD RHYNDACUM
(Apollonia Krallığı)
Uluabat Gölü (Apolyont gölü)’nün içine girer şekilde arka arkaya uzanan adalar üzerinde yer alır. Apollonia'yı, aynı isimdeki kentlerden ayırt etmek için “ad Rhyndacum”, yani “Rhyndakos’un/Kocasu’nun Yanındaki” tanımı eklenmiştir. Bu nedenle antik yerleşim Apollonia ad Rhyndacum ismiyle literatüre geçmiştir. Kuruluş mitolojisine göre, Didymalı (Didim) Apollon’un öncülüğünde yapılan bir sefer esnasında kurulmuştur. Ancak bu dip tarihe ait herhangi bir iz henüz mevcut değildir. En erken tarihli arkeolojik belgelerin MÖ 5. yüzyıla ait olduğu ileri sürülse de, yaygın kanı MÖ.2 yüzyılın ortalarına doğru kurulduğudur.
Kentin tarihi ile ilgili kabul edilebilecek en erken tarihli yazılı belge, Milet’te bulunmuştur. MÖ.2 yüzyılın ortalarına tarihlenen yazıtta, koloni kent Apollonia ile olan ikili ilişkilerini güçlendirmek üzere Milet’ten bir heyet gönderildiğinden bahsedilir. Böylece, Apollonia’nın Milet kentinin kolonisi olarak kurulduğu ortaya çıkar. Kent, MÖ.218 ve 188 yılları arasında bir ara Bergamalıların egemenliğinde görülmektedir.
Apollonia ad Rhyndacum adının kaynağı konusunda iki hipotez bulunmaktadır; bunlardan birisi kentin koruyucu tanrısı Apollon, diğeri ise Bergama Kralı II. Attalos’un annesi Apollonis. Bilindiği gibi, Asya’nın kralı unvanını taşıyan II. Attalos, ölen annesi Apollonis’i büyük bir kutsal alana defnetmiş ve yakınlardaki bir göle annesinin adını vermiştir.
MÖ.1 yüzyıldan itibaren kentte zenginleşme gözlenir. Kent sikkelerine göre, bunda kerevit ticaretinin gelişmesi ve Tanrı Apollon’un önem kazanması belirleyici olmuştur. Apollonia ad Rhyndacum, Roma İmparatorluk Döneminde Asya Eyaleti’nin kurulmasından sonra da Milet’in kolonisi olmaya devam etmiştir. Apollonia’da gümüş ve altın sikke darbı bulunmasa da Roma İmparatorluk Döneminde özgür kentler statüsüne (civitas libera) sahiptir. Özgürlük, kendi içinde bağımsız, ancak dış ilişkilerde Roma’ya karşı bağımlı ve onunla birlikte hareket eder şekildedir.
Apollonia, liman kayıtlarına göre İmparatorluk Döneminde bir liman kentidir. Marmara Denizi’ne bağlantı doğrudan Kocasu/Mustafakemalpaşa (Rhyndakos)/Susurluk Çayı üzerinden sağlanmaktadır.
Kentte bulunan yazıtlara göre, İmparator Hadrianus (MS 117–138), 124 yılındaki Mysia seyahatinde Kyzikos’a (Belkıs/Erdek) giderken Apollonia’ya da uğramıştır. İmparatorun ziyaretinden birkaç sene önce Mysia ve Bithynia bölgelerini etkileyen büyük bir deprem olmuş ve Nikomedia, Nikaia, Kyzikos gibi büyük metropoller de dahil olmak üzere birçok kentte hasar meydana gelmiştir. İmparator Hadrianus, afette etkilenen kentlere yaralarını sarmak üzere kendi hesabından finansal destekte bulunmuştur. Depremde zarar gören kentler arasında Apollonia ad Rhyndacum da bulunmaktadır. Nitekim bu tarihten sonra yeni bir imar faaliyeti başlamıştır. Ada bölümünü çeviren sur duvarında devşirme olarak kullanılan bir sunak üzerinde; İmparator Hadrianus, ΣΩΤΕP (kurtarıcı) ve KTIΣΤΗΣ (kurucu) sıfatları ile anılmaktadır. Bu yazıt imparatorun Apollonia ad Rhyndacum’a uğradığının bir diğer belgesidir.
268 yılındaki Got İstilası’nda işgal edilen kentler arasında Apollonia ad Rhyndacum da bulunmaktadır. MS.3 yüzyılın sonlarına doğru Diokletianus tarafından Apollonia ad Rhyndacum ve Hadrianoi şehirleri Eyaleti’ne bağlanmıştır.
Erken Hıristiyanlık Döneminde, bir süre Nicomedia’ya (Kocaeli), sonrasında ise Kios’a (Gemlik) bağlı bir piskoposluk merkezidir.
MS.680 ve 690 meclislerinde kentin adı Apollonia Theotokiana olarak geçmektedir. Bu listelere göre, şehir, Theotokiana ismiyle Pontus piskoposluk bölgesinin bir parçasını oluşturmaktadır ve Bithynia piskoposuna bağlıdır.
Apollonia ad Rhyndacum, kent nekropolünün büyük bir bölümü ve Kız Ada, Gölyazı olarak bilinen modern yerleşimin dışında kalmayı başarabilmiştir. Kente ismini verdiği düşünülen Tanrı Apollon’un Tapınağı, ana karadan yaklaşık 1 kilometre mesafede bulunan Kız Ada üzerinde yer alır. Ada terk edildikten sonra herhangi bir yerleşime sahne olmamış, bundan dolayı içine girilemeyecek oranda bitki örtüsü ile kaplanmıştır.
Gölyazı Antik tarihi ile araştırma yapan Belgesel yönetmeni Tekin Gün Anıt mezarların göl içine bakan 50 metrelik sığı suda bulunan Kız adasında Apollon Krallığı tapınak kalıntıları bulunmaktadır
Osmanlılar 1302 yılında Baleum (Koyunhisar) Savaşı'ndan sonra, bu kaleye sığınan Kite Tekfuru'nu kovalayarak ilk kez Apollania önlerine gelmişler; ancak bu kuşatma sırasında kaçak tekfurun teslim edilmesi dolayısıyla anlaşmaya vararak geri çekilmişler, yalnızca Alyos adasını ele geçirmekle yetinmişlerdir. Bu adanın ele geçirilmesiyle, esasen Apollania ad Rhyndacum'un gölün çıkış kapısındaki berkitilmiş Lopadion kalesiyle ilişiği kesilmiş bulunuyordu.
Aziz Panteleimon Kilisesi, 19.yüzyılda inşa edilmiş ve Yunan klasik mimarisinin özelliklerini üzerinde taşımasından dolayı da önemli bir yapı. Yıllarca harabe olarak kalmış. Ama 2009 yılında Nilüfer Belediyesi olaya el atıp restore ettirmiş.
Bursa merkeze 40 km, (1 saat)
İstanbul’a 193 km, (2 saat 50 dk)
İznik‘e 135 km, (1 saat 50 dk)
Cumalıkızık‘a 63 km, (1 saat)
Trilye‘ye 41 km, (50 dk)
















Yorumlar
Yorum Gönder